Sanat: İrade, kader ve rastlantı

Taraf Gazetesi / 21.02.2014

Çağdaş fotoğraf sanatının önemli isimlerinden Orhan Cem Çetin'in "Gümüş Gezegen" sergisi Sanatorium'da açıldı


Çağdaş fotoğraf sanatının önemli isimlerinden Orhan Cem Çetin'in "Gümüş Gezegen" sergisi Sanatorium'da açıldı. Çetin, "sanat yaşamının özeti" gibi dediği son sergisinde erken dönem işlerini hatırlatan kişisel çalışmalara yer veriyor. 22 Mart'a kadar açık olacak sergiyi ve sanat yaşamındaki yerini, Orhan Cem Çetin anlattı.

Gümüş Gezegen, bir anlatma değil bir temsil çabası. Bu nedenle bana ve başkalarına farklı şeyler anlatacağı kesin. Yaklaşık üç yıldır, benim için önemli olan, herkesin hayatında da karşılıkları bulunabilecek özel anlarda, "özel" hatıra fotoğrafları çekiyordum. Sergi bu siyah/beyaz analog çekimlerin içinden seçilen karelerin işlenmesiyle ortaya çıktı. Fotoğraflar birinci nesil görüntüler değil. Belleğin, hatıraları nasıl işleyip sakladığına dair kişisel bir simülasyon oldukları söylenebilir. Analog filmin kimyasal yapısı gümüş bileşiklerine dayandığından ve banyo işlemi tamamlanmış bir siyah/beyaz filmde görüntü, ışığın düştüğü noktalarda yoğunlaşan saf gümüş taneciklerinden oluştuğundan sergi bu adı aldı.

 

HATIRA DEDİĞİN NEDİR

Hatırladıklarımızın bileşkesiyiz. Ancak hatırladıklarımız, kendimizi değerli ve doğru hissetmemizi sağlayacak biçimde değişim geçiriyor. Hiç yaşamadığımız, ya da başkalarından ödünç aldığımız deneyimlere dair hatıralarımız dahi oluşuyor. Ya da belli bir deneyime, bir fikre ya da bir kişiye dair, zaman boyutu olmayan daha bütünsel hatıra bloklarımız oluşuyor. Bunların görsel karşılıklarını, fotoğrafları dönüştürerek elde etmeye çalıştım. Çekim ânıyla fotoğrafın bir baskıya dönüştüğü nokta arasında çok sayıda aşama kullandım. Bu aşamaların her birinin kendine özgü katkıları oldu. Yüzde 100 kontrollü olduğum aşamalar da var, görüntünün kendi bildiği gibi ya da bilgisayar ortamında yarı kontrollü değiştiği aşamalar da. İrade, kader ve rastlantılar arasında gidip gelmek gibiydi sürecin bütünü.
 

SANAT YAŞAMIMIN ÖZETİ

1988 yılında yaptığım ilk kişisel sergim olan Tanıdık Şeyler ile teknik, dolayısıyla görsel benzerlik taşıyan Gümüş Gezegen, yıllar içinde benimsediğim farklı yaklaşımların hemen hepsinden dokunuşlar, unsurlar taşıyor. Bu nedenle sanat yaşamımın bir özeti, özü, eski deyimle hulasası olduğunu söyleyebilirim. Bu noktada biraz zaman geçirecekmişim gibi görünüyor, olanak bulabilirsem.
 

KENDİ GÜNDEMİM

Ben diğer sanatçılara ya da sanat tarihine referansla, başkalarının işlerinden farklı olma çabası içinde çalışmadım. Örnek aldığım büyük ustalar olduysa da, beni etkileyen onların kendileri gibi olmaktaki ısrarlarıydı. Ben de sadece kendim olmaya, kendi gündemimi kendi yöntemlerimle ortaya koymaya çalıştım. Bunu yaparken de varmış gibi görünen kuralları pek tanımadım. İnsanlar kendilerini kalıplar içine sokmaya bayılıyorlar. Hatta bunu talep ediyorlar. Ben herhangi bir kampa, bir harekete, bir başkasının manifestosuna tabi olmadım.
 

BAZEN İMA YETER

Yaşamım ile sanatım arasında bir paralellik olması kaçınılmaz. Bu nedenle, bana kadar ulaşan toplumsal meseleler, insan doğasına dair konular, ilişkiler, ölüm fikri, akıl, kainatla ilişkimiz, varoluş herkes gibi benim de kendi içimde tartıştığım konular ve doğal olarak işlerimde yansımaları görülebilir. Kimi zaman net önermeler ortaya koyma cüretini gösteriyorum, kimi zaman da, tıpkı Gümüş Gezegen'de olduğu gibi bazı imalar ile sınırlı kalıyor.

Kendi kuşağım içinde, fotoğraf disiplininden geliyor olup çağdaş sanat platformu içinde kabul gören az sayıda sanatçıdan biriyim. Bu da beni mutlu ediyor zira sözümü sadece diğer fotoğrafçılara söylüyor olmak herhalde beni kahrederdi.
 

DOĞUYU UNUTMADAN

Kendimi estetik bir geleneğin devamı olarak görmüyorum. Ama Şahin Kaygun'un açtığı yoldan yürüdüğümü söyleyebilirim. Onu da başkaları cesaretlendirmiştir. Ta Man Ray'e kadar gidebiliriz. Fotoğrafın bağlamını değiştirerek ve onu diğer disiplinlerin estetik ve çağrışım olanakları ile zenginleştiren bir gelenekten söz etmiş oluyorum. Öte yandan Doğulu olduğumu da unutmuyorum ve yaşadığım topraklarda görüntülerle, sanatla, yaratıcılıkla kurulmuş olan ilişkiyi anlamaya çalışıyorum, bunun izlerini ister istemez içimde taşıyor olmam gerektiğinden, kendi içime de bakıyor, keşfetmeye çalışıyorum.