Gümüş Gezegen

BirGün Gazetesi / 20.02.2014 / Murat YAYKIN

Orhan Cem Çetin ‘Gümüş Gezegen' adını verdiği fotoğraf sergisi bugün saat 18.00'de Galeri Sanatoryum'da açılıyor. Sergi kataloğunda Öykü Potuoğlu, John Cook ve O. Cem Çetin'in trilogundan kısa bir bölüm: Öykü; " Aklıma ilk gelen simya oldu, gümüş nedeniyle. Simyadan yola çıkarsak, gizem ve arayış (senin hikâyen), tespit yaparken nasıl canlı tutulur? Tekinsiz bellek, yarım kalanların tamamlanmayı beklemeyen, özlemeyen hikâyesi gibi şeyler geçti aklımdan. Ne kendini doğrulayan, ne de kolay analizlere el veren. Bilemedim; bir yandan heyecanlandım, bir yandan da, ben fotoğraf hakkında yazabilir miyim, yazarsam teknik kaygılarına haksızlık etmiş olmaz mıyım? Ama belki de; seni sen yapan, o tip kaygıların, hep ama hep konsepte hizmet etmesi. Ya konseptini anlayamıyorsam? İşlerine haksızlık olmaz mı bu? Aklıma ilk gelen simya dedim ya..."
Öykü: "... Gümüş ikinci derecede değerli bir metal. Ancak hata içermenin hatırasını taşıdığından akıldan çıkmıyor. Cem'in fotoğrafları da öyle... Simya hem bir lanet, hem bir kutsama, bildik değişle. Yani, her yeni karışım atalet ve ziyana rağmen (belki de bu sayede) umut da taşıyor..."
Ben de bugünkü yazımda Öykü Potuoğlu'nun aklına ilk gelenden, kullandığı metafordan yani simyadan yola çıktım ve fotoğraflarındaki gizemi irdelemeye çalıştım.
15. yüzyılın yazarlarından biri şöyle diyor: "Sadece felsefe taşını yapmayı bilen kişi onunla ilgili sözlerin anlamını bilir." Bahsi geçen taş, her maddeyi altına çevirebilmekte ve bundan elde edilen iksir ile insan ölümsüzlüğe kavuşabilmektedir. Ana amaç ‘felsefe taşını' yapmaktır. Fakat simyacılar ‘felsefe taşı'nı asla yapamadılar ve dolayısıyla ölümsüzlük ve altın yaratma emellerine de ulaşamadılar.
Cem Çetin belki bu simya meselesini çalışması sırasında hiç düşünmedi, ama kataloğa bu trilogu aldığına göre yakıştırmış olmalı, derdi elbette kullandığı baskı yöntemiyle ölümsüzlük ve altına ulaşmak fikri değildi. Fotoğrafçı için oradan baktığında onların sembolik ve/veya imgesel anlamları olmalıydı.
Kimya, Metalurji, Fizik, Tıp, Astroloji, Semiotik, Mistisizm, Spiritüalizm ve Sanat… Birbirinden farklı alanlar… Hem sanat, hem Tıp hem mistisizm, hepsi bir arada… Simya tüm bu alanları barındıran bir uğraş olduğu iddasında ancak bir bilim dalı değil.
Simyadaki "vitriol" terimi; "Visita Interiorant Tellus Rectificando Invenies Occultum Lapidem" cümlesinin baş harflerinden oluşuyor ve "Dünyanın derinliklerini ziyaret et, arıtırken gizli taşı bulacaksın" anlamına geliyor.
Cem Çetin'in fotoğraflarındaki anlatı, buradaki ‘dünyanın derinlikleri' ve ‘arıtma' kelimelerinde saklı ve bana öyle geliyor ki bu kelimeler ‘Gümüş Gezegen' için hem yaşadığımız siyasal sürecin izleri, hem de insanın derinliği ile insanın arınması anlamında yorumlanmalı. Fotoğraflarında Gezi Direnişi, çevre, kadın vb konularını da hissettirirken kendi iç dünyasına ve bilincine doğru bir yolculuk yapıyor gibi sanki... bilgelik içimizdedir der gibi... insanın kendi kendini sağlam bir bilinç üzerinde yeniden inşa etmesi... bir arayış, bir saflaştırma... kendi benliğini yontma, içerisinde yol alma ve kendini tanıma gibi...
Fotoğraflarını üretirken uyguladığı teknik mi, yoksa konusu mu öncüldü bilemiyorum ama henüz ıslak olan kağıt negatiflere akıtılan suluboyanın görüntünün üzerindeki ilerleyişini izlemek, sevgili Cem için ilginç ve heyecanlı bir deneyim olsa gerek. Cem Çetin, baktığımıza yabancı kalmamamız için farklı açılardan da görmemizi güçlendiren çalışmalar yapmış. Merak edenler için; bugün açılacak sergi 23 Marta kadar devam edecek.